Searching...
25 Kasım 2011 Cuma
23:02

Düşünceyi geliştirme yolları


Felsefe, bütün bilimlerin kaynağıdır. Bütün bilimler  felsefeden kaynaklanmış, insanoğlunun kendi kendine sorular sormasından doğmuştur. insanoğlunun soru sorma yetisini bütün gücüyle kullanması,  insanlığın geçmişi ve geleceği üzerine akıl yürütmesi; kavramları bir bir açıklığa kavuşturması ise en geniş anlamda felsefe yapmadır.  



Her yazar, ortaya koyduğu, öne sürdüğü düşünceyi okuyucuya benimsetmek, düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamak için değişik anlatım tekniklerine başvurur. Bütün bunlara düşünceyi geliş tirme yolları diyoruz.
Düşünceyi geliştirme yollarının başlıcaları şunlardır:

Tanımlama Karşılaştırma
Örnek Gösterme (Örnekleme) Tanık Gösterme (Alıntılama)
Sayısal Verilerden (istatistiklerden) Yararlanma Somutlama
Benzetme
Düşünceyi geliştirme yolları üzerinde, örnek­ler vererek sırasıyla duralım.
Temel özellikleri aracılığıyla bir kavramın ne ol­duğunu belirtmeye tanımlama denir. Bir anlatımın tanım olup olmadığı "Bu nedir?" sorusuna cevap verip vermediğine bakılarak anlaşılır. Sorudaki "bu" sözcüğü tanımlanan ya da anlatımda tanımlanması mümkün olan kavram yerine kullanılır: "Felsefe nedir?" gibi.
Tanımlamada bir anlam yoğunlaştırması var­dır. Okuyucunun anlatılana bakışı ve düşünüşü ge­nelde bu noktada odaklanır. Böylece tanımlama, okuyucunun söyleneni kavramasına yön verir.
Belirli sebeplerle bir arada bulunan insanların veya toplumların basından geçmis ya da başından geç­mesi mümkün olayları geniş olarak, ayrıntılara ine­rek anlatan yazı türüdür roman.
Romanda hikayeye göre daha geniş bir zaman dilimi anlatılır. Kişilerin ve olayların öncesi ve sonrası da anlatıldığı için roman hikayeden uzun bir türdür. Hikaye, olayı geniş ayrıntılarıyla anlatmaz.
Yukarıdaki parçada altı çizili bölümde "roman" tü­rünün tanımı yapılmıştır.
Felsefe, bütün bilimlerin kaynağıdır. Bütün bilimler  felsefeden kaynaklanmış, insanoğlunun kendi kendine sorular sormasından doğmuştur. insanoğlunun soru sorma yetisini bütün gücüyle kullanması,  insanlığın geçmişi ve geleceği üzerine akıl yürütmesi; kavramları bir bir açıklığa kavuşturması ise en geniş anlamda felsefe yapmadır.  
Bu parçada ise felsefe ve felsefe yapmanın ne ol­duğu tanımlanmıştır.
Bir kavramın tanımı farklı biçimlerde yapılabilir.
a)                    Bir kavram özel ve değişmez nitelikleri be­lirtilerek tanımlanabilir:
Üçgen, üç tepe noktası, üç açısı, üç kenarı olan geometrik şekildir.
b)                    Bir kavram, işlevi (görevi) belirtilerek tanımlanabilir:
Makas, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araçtır.
c)                     Bir kavram, hem özellikleri hem de işlev­leri belirtilerek tanımlanabilir:
Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendine özgü yasaları olan ve ancak bu yasalar çerçevesinde gelişebilen canlı bir var­lık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş sosyal bir kurumdur.
d)         Bir kavram, karşıtı olan bir başka kavramın tanımlanmasıyla belirtilebilir.
Toplum ve insan gerçeğini ele almayan, halkın sorunlarına eğilmeyen ve topluma verecek bir me­sajı olmayan yapıtlara roman denemez.
 2.         KARŞILAŞTIRMA
Düşünceyi geliştirmenin bir başka yolu da benzer ya da farklı kavramlar arasında karşılaş­tırma yapmaktır. Karşılaştırma, günlük konuşma di­linde olsun, yazı dilinde olsun sık sık başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur.
Karşılaştırma üç değişik yoldan yapılabilir:
a)         Benzerlikten Yararlanma
b)         Karşıtlıklardan Yararlanma
c)         ilişki Kurma
Örnek;
Tiyatro eserinin ruhunu aydınlatacak olan maddi va­sıtalann başında dekor gelir. Romanda çevre tas­viri ne ise, sahne üzerinde de dekor odur. Roman­daki şahıslann içinde yaşadıkları çevre ile tamam­landıkları, bu çevrenin tasviri ile anlaştıdıkları bugün artık söz götürmeyen bir hakikattir. İlk anda lüzum­suz görünen tasvirlerin karakterleri belirtmesi, olup bitenleri hatırlaması bakımından önemi sonsuzdur. Tasvir, süs olsun diye, nasıl romana konulmazsa, dekor da sokak fotoğrafçılarının arkalık olarak kullandıkları manzaralı bez gibi süs olsun diye sahneye öylece konulmaz.
Yukarıdaki paragrafta yazar, "Tiyatro eserinin ru­hunu aydınlatacak olan maddi vasıtaların başında dekor gelir." düşüncesini ileri sürüyor. Bu düşün­ceyi geliştirmek için de bilinen bir gerçekten, "ro­mandaki çevre tasviri"nden yola çıkıyor. Roman­daki çevre tasviri ile dekorun tiyatrodaki görevi ara­sında bir benzerlik kuruyor. Paragrafın sonuna doğru da, dekoru "sokak fotoğrafçılarının arkalık olarak kullandıkları manzaralı bez" ile karışlaştırmaya gidiyor.
 3.                      ÖRNEK GÖSTER E (ÖRNEKLEME)
Düşünceyi geliştirmenin bir yolu da örnekle­medir. Örnekleme, soyut bir düşünceye somutluk ve görünürlük katar, söylenmek isteneni okuyucu­nun zihninde canlandırır. Genellikle örneklemeye somutlaştırma amacıyla başvurulur. Yerinde kulla­nılan bir örnek, kimi durumlarda sayfalarca açıkla­madan daha etkili olur.
Sanatçılar, yazarlar örnekleri gördüklerinden, yaşadıklarından, okuduklarından seçebilecekleri gibi tasarlanmış olarak da belirtebilirler. Örnekleme, bir düşünceyi kanıtlamanın en iyi yollarından birisi­dir.
Örnek:
Nurullah Ataç hep eleştirmen olarak düşünülmüş­tür. Oysa Ataç'ın asıl önemi eleştirmenliğinden değil, Türkçenin düz yazı dili olarak kurulması yo­lunda harcadığı çabadan gelir. O da farkındadır bunun: "Eleştirmen bir öldü mü bir daha kimse anmaz onu. " der. Ama öte yandan; "Bir şey kalma­yacak mı benden?" sorusuna şu alçakgönüllü ce­vabı verirken gerçek öneminin nereden geldiğini de belirtir: "Bugün bu ülkede bir dil kuruluyor; o ya­pıda benim de bir taşım vardır. Ancak, görünme­yen, kimsenin gözünü çarpmayan, ta gerilerde bir taş."
SAYISAL VERİLERDEN (ISTATITIKLERDEN) YARARLANMA
 Düşünceyi inandırıcı kılmak için başvurulacak yollardan biri de sayısal verilerden (istatistiklerden) yararlanmadır. Okuyucu her zaman bilimsel araş­tırmalardan elde edilen sayılara, istatistiklere
 6.         SOMUTLAMA
Soyut, anlatılması güç kavramları başka kav­ramlar aracılığıyla görünür kılmaya Somutlama denir. Düşünceyi kolayca kavratmak amacıyla baş­vurulan Somutlama daha çok örnekleme ve ben­zetmeler yoluyla yapılır:
 7. Benzetme
Bir durumu, bir kavramı açıklarken aralarında benzerlik ilgisi kurulabilen iki varlık, iki olay ya da iki kavramdan zayıf olanın güçlü olana benzetilme­siyle yapılır. Benzetme, özellikle soyut kavramları somutlaştırmak, düşünceye görünürlük katmak amacıyla başvurulan bir yoldur. Benzetme genel­likle karşılaştırma ile birlikte kullanılır.
 Anlatımın Özellikleri
 Her anlatıcı ortaya koyduğu düşünceyi be­nimsetmek, belli bir konuda bilgi vermek, duygu ve düşüncelerini dile getirmek ya da gözlemlerini ak­tarmak için birtakım anlatım biçimlerine, düşünceyi geliştirme yollarına başvurur. Anlatıcılar anlatımla­rının kusursuz olması için de bazı özelliklere dikkat etmek zorundadır. iyi bir anlatımda bulunması ge­reken başlıca özellikler şunlardır:
Açıklık:
Cümlelerin ve sözcüklerin kolay anlaşılır ol­ması, yanlış anlamalara yer bırakmayacak biçimde düzenlenmesi ilkesi açıklık olarak tanımlanır. Açık­lık ilkesine uygun kabul edilir. Yalınlık ilkesine uygun bir cümle veya paragraftan, o parçayı okuyan her­kes aynı anlamı çıkarır. Açıklık ilkesinin karşıtı ise anlatımın kapalı, belirsiz olmasıdır. Anlatımda ka­palılık anlatım bozukluğu nedenidir.
Yalınlık:
Söz sanatlarına başvurulmadan, yabancı sözcüklere yer verilmeden oluşturulan cümleler yalınlık ilkesine uygun kabul edilir. Yalınlık ilkesinin karşıtı süslülüktür. Süslülük cümlelerin aşırı söz sanatlı ya da anlamları bilinmeyen yabancı sözcüklerle oluşturulması özelliğidir.
Duruluk:
Cümlede aktarılmak isteneni anlatacak sayıda sözcüğün kullanılması, gereksiz sözcüklere yer ve­rilmemesi özelliğidir. Duruluk ilkesinin karşıtı, ge­reksiz sözcük kullanımıdır. Gereksiz sözcük kulla­nımı anlatım bozukluğu kabul edilir.
Akıcılık:
Anlatımı oluşturan cümlelerin bir zincirin hal­kaları gibi birbirini tamamlaması ve anlatımın sıkıcı olmaması akıcılığı sağlar. Akıcı olmayan anlatım­larda anlatılanlar arasında sağlam bağlantılar yok­tur. Bu da okuyucunun anlatılanları anlamasını güçleştirir.
Özgünlük:
Anlatımın sanatçı ya özgü buluş, benzetme ve yaklaşımlar taşıması özelliğidir. Özgün anlatımlar, başkalarının anlatımlarının taklidi değildir ve kolay
kolay da taklit edilemez. Özgünlüğün karşıtı bas­makalıplık, sıradanlık ya da taklitçiliktir ve bunlar iyi özellikler değildir.
Özlülük:
Az sözcükle çok şey anlatılabilmesi özelliği­dir. Özlü anlatımlarda hemen göze çarpan bir anla­mın arkasında düşünüldükçe ortaya çıkan başka anlamlar da saklıdır. Başka bir ifadeyle özlülük anlam derinliği, yoğun anlamlılıktır. Atasözleri, de­yimler, özdeyişler ve mecaz anlamlı sözler özlülüğe örnek verilebilir.
Doğallık:
Gerçeklik duygusunu zedeleyici ve yadırgatıcı olmayan, yapaylıktan uzak anlatım, doğal bir anla­tımdır. Doğallık bir duygu ya da düşünceyi içten geldiği ya da olduğu gibi anlatmadır. Ancak doğal­lık, sanat yapmama, basitlik ve sıradanlık da demek değildir. Anlatımın düşünceye uygunluğu demektir.
Çeşitlilik:
Anlatımda tek düzeliğin aşılmış olmasıdır. Bu da kısa ve uzun cümlelerin, devri k ve kurallı cüm­lelerin yerinde kullanılmasıyla; değişik yapılı, deği­şik yüklemli, değişik kipli cümlelere yer verilmesiyle sağlanır.
Etkileyicilik:
Etki; bir kimsenin ya da nesnenin başka bir kişi ya da nesne üzerindeki gücüdür. Etkileyicilik, bu gücü kullanarak kişiyi ya da nesneyi zor kullan­madan değiştirmeye çalışmaktır. Sanat yapıtlarının tümünde kişiyi az çok etkileyen bir yan vardır. Bu yapıtların yaygın bir üne kavuşmaları, etkileyicilik­leriyle orantılıdır.
Sürükleyicilik:
 Anlatımın okuyucunun ya da dinleyicinin ilgi­sini, merakını sürekli canlı tutabilmesi özelliğidir. Bir kitabı ya da yazıyı okurken "Bitirmeden elimden bı­rakamadım." demek, o kitabın ya da yazının sü­rükleyici olduğunun göstergesidir. Sürükleyici anlatımlar okuyucuyu ya da dinleyiciyi kendi dün­yasına çeker, alıp başka alemlere götürür. 

0 yorum:

Yorum Gönder

KÜFÜR HAKARET İÇEREN YORUMLAR SİLİNECEKTİR

 
Back to top!